Ortaya Karışık

Her telden, her demden hikayeler, yazılar

5 Aralık 2010 Pazar

Kayıp Kentin Hazineleri - 2 (sebaste - Uşak)

Sebaste ismi nereden geliyor?

Sebaste, klasik antik dönemde (Yunanca) oldukça sık kullanılan bir yer ismidir. Latince Augustus isminin dişi hali olan Augusta’nın Yunanca karşılığı Sebaste’dir. (Sebaste; Sebastus isminin dişi halidir.) Şehirlere bu ismin verilmesinin amacı, Augustus ve daha sonra iktidara gelen Roma İmparatorlarını onurlandırmaktır. Sebaste, aynı zamanda “Augustus’a sadık” anlamına da gelmektedir.

Uşak iline 32 km, Sivaslı ilçesine 2 km mesafedeki Selçikler Beldesinde bulunan Sebaste antik şehri M.Ö. 20 yılında kurulmuş olmasına rağmen yörede yerleşim M.Ö. 4 binli yıllara kadar inmektedir.  Roma İmparatoru Augustus tarafından inşa ettirilen şehir, 12 öneli şehirden biridir. M.S. 9. yüzyılda yakın çevresindeki kentlerin piskoposluk merkezi haline gelmiştir. En görkemli günlerini Bizans Dönemi’nde yaşayan Sebaste, büyük kilise ve küçük kilise olmak üzere iki adet kilise bulunmaktadır.  Kilise yanında, hamam, çok sayıda höyük ve oldukça geniş yerleşim alanı ile dikkat çekicidir. Asıl Sebaste şehrinin ise Tepe Mahallesinin bulunduğu bölge olduğu tahmin edilmektedir.

Sivaslı çevresinde yapılan kazılar, yörede Kalkolitik Çağdan itibaren (M.Ö. 5500-3500) itibaren yerleşim olduğunu göstermiştir. Bölgede, Hititler, Luviler, Lydialılar ve Frigyalılar yaşamışlardır.

Kiliseler 1966 yılında Eski Eserler Müdürlüğü adına kazı çalışmaları yapanprof. Dr. Nezihi FIRATLI tarafından ortaya çıkarılmıştır. Kiliselerden çıkartılan eserlerin bulunduğu bölgede sergilenmesi uygun olacağı düşüncesi beldeye bir müze kazandırmış ancak eserlerin korunmasında çekilen güçlükler nedeniyle müze kapatılarak eserler Uşak Müzesine teslim edilmiştir. Teslim edilen eserlerin arasında küçük buluntular, mimari parça ve heykeller yer almaktadır. Roma hamamı kalıntıları kilise inşaatı altında rastlanmıştır.

Kilise VI. yüzyıla tarihlendirilmiştir. Makedonya Rönasansı (Orta Bizans) döneminde X. yüzyılda onarılmış ve üzeri kubbe ile örtülmüştür. Bu dönemde İkonastasis yapılmıştır. Kiliselerin çoğu bölümleri çıkarılmıştır. Ayrıca; mezarlar da bulunmuştur. Kiliseler, mezar ve kalıntıların çevresi duvarla çevrilmiştir. Büyük kilise kazısı sırasında ele geçen bir Bizans sikkesi kilisenin terk ediliş tarihini vermesi açısından önemlidir. Aynı tabakada bulunan Selçuk kandili ve sikkesi de kiliselerin daha sonra bir süre Selçuklular tarafından da kullanıldığını kanıtlamaktadır.

Köyün güney tarafına düşen Çingil Çayırının etrafındaki alan nekropol sahası olarak tespit edilmiş burada üç ayrı tümülüse rastlanmıştır. Bunlardan ikisi mezarlığın yanında, diğeri de Yıldıztepe Mahallesi’nin bulunduğu yerdir. Bu Tümülüslerde yapılan kazı, sondaj ve araştırmalarda İlk Tunç ve Kalkolatik dönemlere ait buluntular elde edilmiştir. Bu tümülüslerin daha önce açılarak tahrip edildiği bilinmektedir.

Bölgede bulunan tarlalardan çıkan eserler getirilip buraya bırakılmakta olsa da bölge kaçak kazılarla tahrip edilmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu Başkanlığı’nın 21.1.1983 tarih ve A- 4049 sayılı kararı ile I. Derece Arkeolojik Sit olarak tescil edilmiştir. Bölgede halen gün yüzüne çıkartılmayı bekleyen onlarca eser olduğu sanılmaktadır.

Açık hava müzesi havasında olan bu tarihi yeri gezip görmenizde fayda bulunmaktadır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Adbox